Reklam Yorumcusu
Özlem Dokuzlar

Özlem Dokuzlar

Çocuk da yaparım kariyer de deyip, küçüklüğünden beri içinde bir heves olarak kalan yazma dürtüsünü sonunda dinlemiş, köpürtülmeyi bekleyen deterjan gibi heyecanlı, fotoğraf çekmek için iguanayı bulan ve kameraya bakarak gülümsemesini bekleyen fotoğrafçı kadar sabırlı. Çabucak garip ruh hallerine bürünebilen biri olduğundan su anda da kendini bayağı bir yazar zannediyor. Eposta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Filli Boya Simsiyah

Simsiyah bir ekran içimize işleyerek, sızlatarak beliren bir isim Özgecan… Günlerdir konuşamadım, yazamadım, yorum yapamadım, okudum, izledim… Sustukça büyüdü içimdekiler. Annenin keşke silahla öldürselerdi canı acımazdı diye bir cümlesi vardı. Babanın meleğimin üstüne toprak atmayın diye bir cümlesi… Bu cümlelerin üstüne cümle kurulamazdı. Sözlerin, sabırların o ailenin hayatlarının bittiği yerdi besbelli. Tarifi mümkün değil yaşadıklarımızın, gördüklerimizin, hissetmeye çalıştıklarımızın… Gözlerimi kısarak, dudaklarımı ısırarak, tırnak kenarlarımı yolarak, vücudumu kasarak, boğazım düğümlenerek, derin nefes alma ihtiyacı duyarak izliyorum, okuyorum günlerdir.

O neler hissetmişti acaba? Nasıl canı acımıştı? Nasıl korkmuştu? Nasıl direnmişti o caniye? Teslim olmama isteğiyle nasıl kavrulmuştu içi? Neler geçmişti aklından? Babasını düşünmüş müydü? Kurtaracak birini aramış mıydı gözleri? Yardım edin diye bağırmış mıydı? Bu acı bitsin hemen öleyim diye mi düşünmüştü parmakları kesilirken? Yoksa benim yaşamak için çok sebebim var yaşamak istiyordum mu demiştir? O caninin yüzünü kazımış mıdır beynine? Sevdiği birisi var mıydı acaba? Aşık olduğu birisi? O an onu mu düşünmüştü? Hayalleri nelerdi? Kariyer sahibi bir psikolog olacaktı belki. Anlamaya çalışacaktı insanları… Neden bu kadar acımasızlar, neden bu kadar kötüler? Nasıl bu kadar vicdansızlar çözebilecek miydi? Yanında biber gazı taşımayı düşündüğüne göre o da güvenmiyordu bu hayata. Çok haklıymış… Özgür olmadığımız, güven duymadığımız ,kendimizi koruyamadığımız bu yerdeki yaşama savaşını kaybetti Özgecan… Onunla birlikte binlerce insanın yandı canı…

Hissettiklerimiz derin, anlatması zor… Çok karanlık günlerdir izlediklerimiz, simsiyah… Unutmamız mümkün değil, yok saymamız imkansız. Geriye dönmek imkansız. Onu geriye getirmek de… Ne Özgecan’ı ne Fatma Yazanı, ne Mert’i, ne Gizem’i ne diğerlerini…

Küçük bir kızım var benim… Tam diyorum ki daha kendimizi koruyamazken onu nasıl korurum? Böyle vahşete sahip insanlar varken, böyle vahşeti savunan insanlar varken söyledikleriyle, yazdıklarıyla asıl bizi vahşete düşüren insanlara sahipken nasıl güven vereceğim kızıma? Sonra diyorum ki umutsuzluğa kapılmaya hakkım yok. Kavgadan, savaştan çekilmeyeceğiz elbet… Umudumuzu kaybetmeyeceğiz. Mutlu yetiştireceğiz çocuklarımızı her şeye rağmen. Kavgadan vahşetten uzak. Hayatlara saygılı, insanları incitmeyen, sevgi dolu çocuklar. Olacak bir şekilde tabii.
Güven dolu bir ülkede yaşayacağız biz de. Kandan, silahtan uzak, vicdanlı bir ülke olacağız.

Çocuklar inanın, inanın çocuklar… Güzel günler göreceğiz güneşli günler…

Hadi Ama İspanyööl, Nerelerdesin?

Bekledim bekledim Aralık oldu yok… Nasıl girersen öyle gider derler ama lütfen canım çeksenize şunun yenisini, alıştırdınız alıştırdınız bir durdunuz sanki şu aralar :) Hatırladınız değil mi o Biscolata 'nın yılbaşı sürprizini? Ne güzeldi…

Her seferinde sonuna kadar göz kırpılmadan izlenmez bir reklam yaa bu kadarını da yapmayın yani ayıp:P Dünyanın gerçeklerini anlatan bir reklam tamam, evet dünyada böyle güzellikler de var, bir umut ışığı adeta, orman perisi bunlar, nimet reklam bir kere, sanat eseri her biri… Sonuçta böyle reklamların haftada yenilenmesi gerekirken biz yılbaşlarını beklememeliyiz ya. Her pazartesiye bu videolarla başlamamız gerekiyor ki motive olabilelim. Yine de umut fakirin ekmeği, Aralık’ın sonuna gelmedik sonuçta daha bekliyoruz sabırla, yine bir sürpriz gelir belki…

Her izlediğimde farklı bir haller hareketler, istem dışı göz kırpıyorsun bir kere… Gülümseme artık yapışıyor yüzüne söylemeye gerek yok. Bu sefer mesela Allaaaaam şu yıldızlı pisküüüte bayılıyorum yaaa diye söylenirken buldum kendimi:) Sanki koşup marketten almaya gitsek bu beybiler uzatacaklar çikolatayı gibi gelmiyor mu insana? Fakat gerçekler böyle güzel olabiliyorken bazen de çok acı olabiliyor. Yunan tanrısı tasviri gibi adamların yaptığı çikolatayı alırken hacı bakkal amcayla muhatap olmak zorunda olan kızların acılarını da anlıyorum.

Hayaller Carlos, hayat bu amca işte :(

Zaten benim için reklam 0.17 de başlayıp 0.22 de bitti… Gerisini hatırlamıyorum. Olaa… Hayat ne garip… İspanyöölümüz yeni yıl dileklerini iletiyor. Böyle başlayan bir yıl diyesi geliyor insanın kötümü geçer:) O melek kanatları ne öyle yarabbim… Carlos ya annesinin kuzusu… Belki bir pikaçu değildin ama ben hep seni seçtim zalımın oğlu…

Allah’ımmmm çok abarttım yine… Amannn bunlar hep şaka beee, şeyy… kocacım, bunları hep kuzenim yazmış:) Yoksa beni biliyorsun yani hiç hoşlanmam böyle şeylerden:P Neyse herkese benden mutlu yıllar 2015 ’iniz Biskolata tadında olsun:)

Bu RSS beslemesine abone ol
Top of Page